Meaning of
"1"
in english language
Turkish to English
English to Turkish
Turkish
English
1, 2-dikloroetan (etilen klorür)
1,2-Dichloroethane (ethylene dichloride)
10 sene sonra
10 years later
10 yıl sonra
10 years later
100. yıl etkinlikleri
100th anniversary events
11/10 peg dengelenmesi
11/10 peg adjustment
12 saatlik zaman biçimi
12 hour clock
12 saatlik zaman biçimi
12 hour time format
125 - 134 kHz Düşük Frekans
125-134 kHz low-frequency
12 saatlik zaman
12-hour clock
12 saatlik zaman biçimi
12-hour clock
12 saatlik zaman biçimi
12-hour time format
13.56 MHz Yüksek Frekans
13.56 MHz high-frequency
1) Uçak mektubu; 2) Telgraf
Aerogram
1. hava mektubu, 2. zarfsız uçak mektubu
aerogramme
1) Aerosol; buğu asıltısı; 2) Fısfıs
Aerosol
1. atmosfer ve dışındaki boşluk, 2. roket
aerospace
1.OLAY 2.İŞ 3.İLİŞKİ
Affair
1. dokunaklı, 2. duygusal, 3. hissi
affective
1. nişan, 2. nişanlamak
affiance
1.birleştirmek, üye etmek, 2.birleşmek, üye olmak
affiliate
1. afin, 2. afine etmek
affine
1.akrabalık, yakın ilgi, yakınlık, 2.güçlü ilgi, çekim, eğilim, yakınlık
affinity
1) Doğrula(n)ma;2) Onayla(n)ma
Affirmation
1)Doğrulayıcı; Onaylayıcı;2) Olumlu
Affirmative
1. esin, ilham, 2. vahiy
afflatus
1)Acı; Keder; Izdırap; Elem;2) Felaket
Affliction
1. Afganlı, Afgan, 2. Afganca, 3. bir çeşit yün atkı veya battaniye
Afghan
1. tutuşmuş, 2. alevler içinde, 3. yanmakta
afire
1.yüzen, yüzmekte, su üzerinde duran, batmayan, 2.gemide, denizde, 3.(söylenti) dolaşan
afloat
1.-den sonra, 2.-ın ardından/arkasından/peşinden, 3.... nedeniyle/yüzünden, -den sonra, 4.-e rağmen, 5.-in peşinde/arayışında, 6.hakkında
after
1.öbür dünya, ahret, 2.ömrün geri kalan kısmı
afterlife
1.bir daha, tekrar, yine, yeniden, gene, 2.bundan başka, ayrıca
again
1.-e karşı, 2.-e doğru, 3.-e zıt yönde, -e karşı, 4.-e aykırı, karşı, 5.-e değecek şekilde
against
1. afallamış, şaşırmış, hayretten ağzı açık kalmış, 2. sevgi, muhabbet
agape
1. akik, yüzük taşı, 2. bilye
agate
1)Bir gök cisminin oluşmaya başladığı günden bugüne kadar geçirdiği zaman süresi. 2)Yeni ve dolunay zamanı ile takip eden springtide yüksek su zamanı arasındaki fark.
AGE
1.YAŞ 2.ÇAĞ
Age
1) Kusurlu gelişme; 2) Kısırlık (tıp)
Agenesia
1) aracı; 2) etken
agent
1) Araç; 2) Katık
Agent
1.acenta, temsilci, ajan, 2.vasıta, aracı, etmen, 3.ajan
agent
1) Yığıntı; küme; aglomera2) Yığışık; Toplaşık
Agglomerate
1. aglomera, yığışım, 2. toplamak, yığmak, yığılmak, toplanmak
agglomerate
1. toplanma, yığışma, 2. yığın, küme, yığışım
agglomeration
1) Tutkal; Zamk; 2) Yapışkan; Yapıştıran
Agglutinant
1) Yığışım; Aglutinasyon(tıp); 2) Yapıştırma
Agglutination
1. yapıştırma, 2. aglütinasyon
agglutination
1. yapıştırma işlemine ait, 2. gram bitişken
agglutinative
1. büyütme, agrandisman, 2. itibarını yükseltme
aggrandizement
1.ağırlaştırmak, kötüleştirmek, ciddileştirmek, 2.kızdırmak, sinir etmek
aggravate
1. kötüleştirme, ağırlaştırma, 2. kızdırma
aggravation
1) kümeleşme; 2) kümele(n)me
aggregate
1) kümele(n)mek; 2) kümeleşmek
aggregate, to
1. toplama, birleştirme, 2. toplanma, toplam olma
aggregation
1.saldırgan, kavgacı, 2.girişken, atılgan
aggressive
1. gücendirmek, incitmek, kırmak, 2. mağdur etmek
aggrieve
1. yaşlanma, 2. yıllanma, eskime
aging
1. acyo, 2. para farkı, ara değer, kambiyo
agio
1. acyotaj, 2. borsa oyunu, kambiyo işi
agiotage
1.sallamak, çalkalamak, 2.üzmek, altüst etmek, acı vermek, 3.yaygara koparmak, ortalığı karıştırmak, kamuoyunu kışkırtmak, başkaldırmak
agitate
1. heyecanlı, 2. ajite
agitated
1.heyecan, acı, üzüntü, 2.kışkırtma, tahrik
agitation
1.tahrikçi, kışkırtan kimse, 2.karıştırıcı, çalkalayıcı makine
agitator
1)Kanca; 2)Süslü kopça; 3)Kenet demiri
Agrafe
1.hoşa giden, hoş, 2.anlaşmaya hazır, uygun, mutabık, razı
agreeable
1. hemfikir, 2. tamam, hay hay, olur
agreed
1.anlaşma, uyuşma, mutabakat, 2.anlaşma, ittifak
agreement
1)İğnemsi delgi aleti; 2)Sivri kaya
Aguille
1.önde, önden, ileri doğru, ileriye, 2.önde, ilerde, 3.gelecekte, ileride, ileriki
ahead
1. keyifsiz, rahatsız, 2. hasta
ailing
1.(~at) nişan almak, hedef almak, 2.amaçlamak, 3.nişan alma, hedef alma, 4.amaç, erek, gaye, hedef
aim
1.AMAÇ 2.HEDEF ALMAK
Aim
1.HAVA 2.HAVALANDIRMA
Air
1.soluduğumuz hava, 2.gökyüzü, 3.genel durum, 4.havalandırarak kurutmak, 5.havalandırmak, 6.hava atmak, caka satmak, gösteriş yapmak
air
1)Uçak; 2)Taşıma şirketi
Air carrier
1)Uçakla taşınan yük; Uçak yükü 2)Hava taşımacılığı
Air freight
1. hava geçidi, nefes yolu, 2. hava deliği
air passage
1) Havada uçan; 2) Havalanmış(uçak)
Airborne
1.(tohum, vb.) havadan savrulan/atılan, 2.havada, uçan, 3.hava
airborne
1. havadarlık, 2. hafiflik
airiness
1. havalandırma, 2. havaya gösterme, gezinti
airing
1.hava valfı, 2.hava geçirmez kabin/oda
airlock
1.uçak postası, 2.havayolu taşımacılığı
airmail
1. hava geçirmez, hava sızdırmaz, 2. hava geçirmez yapmak
airproof
1.hava, havalar, gösteriş
airs
1) Havalandırma geçidi (maden);2) Havayolu
Airway
1.havadar, 2.havalı, havai, boş, işe yaramaz, 3.neşeli, havai, 4.havasal
airy
1. kaymaktaşı, albatr, 2. su mermeri
alabaster
1) Tehlike işareti; Alarm; 2) Ürkme
Alarm
1.korku, dehşet, 2.tehlike işareti, alarm, 3.alarm aygıtı, 4.korkutmak, dehşete düşürmek, 5.tehlikeden haberdar etmek
alarm
1.alkollü, alkol içeren, 2.alkolik, ayyaş
alcoholic
1)Akış yolu (cam) 2) Cumba
Alcove
1. kızılağaç, 2. akçaağaç
alder
1) İmbik; 2) Damıtım düzeni
Alembic
1. açıkgözlük, atiklik, 2. uyanıklık
alertness
1. açık havada, 2. açık hava
alfresco
1)Transite almak. 2)Layne almak.Bir şaftın bir eksene göre düzgün biçime getirilmesi.
ALIGNMENT
1) arma, 2) öteki ad
alias
1.suçun işlenmesi sırasında başka yerde olduğunu kanıtlama, 2.mazeret, özür
alibi
1.yabancı, başka bir ülkeye ait, 2.farklı, değişik, 3.zıt, karşıt, ters, yabancı uyruklu kimse
alien
1.yabancılaşma, soğuma, uzaklaşma, 2.bir yere/ortama ait olmama duygusu, 3.elinden alma
alienation
1. ile aynı hizaya sokmak, 2. ile anlaşmaya vardırmak
align with
1) Besi; Yiyecek; 2) Besleyen; Besleyici
Aliment
1. yiyecek, gıda, 2. beslenme
aliment
1) Besleme; 2) Destekleme
Alimentation
1.yaşayan, canlı, diri, 2.yaşam dolu, hareketli
alive
1.HEP 2.TÜM 3.HER
All
1.tüm, bütün, 2.her, hepsi, 3.tümüyle, bütünüyle, tamamen, 4.her iki taraf, her şey, herkes, her biri
all
1 Nisan günü, 1 Nisan’da
all fools’ day
1. yorgun, bitkin, 2. her şey dahil
all in
1. her yer, her taraf, 2. her yerde, her tarafta
all over
1. iyi durumda, iyi, zarar görmemiş, 2. idare eder
all right
1.TAMAM 2.EVET
All Right
1 kasım yortusu
all saints’ day
1. daha iyi, 2. isabet
all the better
1. yine de, 2. hepsi bir, fark yok
all the same
1.alerjik, 2.sinir olan, nefret eden, sevmeyen, gıcık olan
allergic
1.alerji, 2.hoşlanmama, sevmeme, nefret, gıcık
allergy
1.hafifleme, yatışma, azalma, 2.hafifletme, yatıştırma, azaltma
alleviate
1. hafifleme, yatışma, 2. teselli
alleviation
1.dar sokak, geçit, patika, ara yol, 2.bilye, misket
alley
1.aile birliği, akrabalık, dünürlük, 2.anlaşma, uyuşma, ittifak, 3.bağlılık, birlik, birleşme
alliance
1.müttefik, 2.birbirine bağlı, bağlaşık
allied
1) Yerleştirim; Paylaştırım; Tahsis etme; 2) Ödenek; Tahsisat
Allocation
1.ayırma, tahsis etme, ödenek ayırma, 2.ödenek, pay
allocation
1. söylev, nutuk, 2. hitabe
allocution
1. pay etmek, bölüştürmek, 2. ayırmak, tahsis etmek
allot
1.bırakmak, izin vermek, 2.ayırmak, sağlamak
allow
1) Pay; Tolerans; 2) Tahsisat
Allowance
1.ödenek, tahsisat, 2.cep harçlığı, 3.göz yumma, tolerans, müsamaha, izin, 4.özel bir araç için ayrılan, sağlanan para, 5.pay
allowance
1.dokundurmak, ima etmek, 2.baştan çıkarmak, cezbetmek, ayartmak, çekicilik, cazibe
allude
1. kastetmek, 2. ima etmek, anıştırmak
allude to
1. çekicilik, cazibe, 2. baştan çıkarmak, ayartmak, 3. cezbetmek, çekmek
allure
1. büyüleme, 2. çekme, cezbetme, 3. şuhluk
allurement
1. sel, su basması, 2. alüvyon, lığ
alluvion
1.birleşmek, 2.birleştirmek, 3.müttefik ülke, 4.dost, arkadaş
ally
1.herşeye kadir, 2.çok büyük, müthiş, süper
almighty
1. yaşlılarevi, 2. darülaceze, düşkünler yurdu
almshouse
1.tek başına, yalnız, 2.yalnız, sadece
alone
1.YALNIZ 2.TEK
Alone
1.BOYUNCA 2.İLERİ
Along
1.ileri, ileriye, 2.yanına, yanında, birlikte, 3.burada/buraya, orada/oraya
along
1. uzaklık, araya mesafe koyma, 2. çekingenlik
aloofness
1.Alp dağlarına ya da diğer yüksek dağlara ilişkin, 2.çok yüksek
alpine
1.zaten, çoktan, 2.evvelce, daha önce, 3.şimdiden
already
1. Alsas çoban köpeği, 2. Alsas’lı
Alsatian
1.değişmek, başka türlü olmak, 2.değiştirmek
alter
1. değişebilir, değişik, 2. değişir, değiştirilebilir
alterable
1.değiştirme, 2.değişim, değişen şey, değişiklik
alteration
1. canciğer arkadaş, 2. bir kimsenin ikinci kişiliği
alter-ego