Meaning of
"bir yer"
in english language
Turkish to English
English to Turkish
Turkish
English
bir yer
somewhere
bir yer veya halka özgü hastalık
endemic
bir yer veya mekandan çıkmak için kullanılan yer
ascent
bir yerde
somewhere
bir yerde ancak belirli bir faaliyete izin vermek
zone
bir yerde bir aksaklık var
there’s a hitch somewhere
bir yerde bir yıl geçirmek
spend a year in somewhere
bir yerde iskân etmek, yerleştirmek
Locate
bir yerde mola vermek
stop over in
bir yerde oturan kimse, sakin
occupant
bir yerde oturan kimse, sakin
occupier
bir yerde oturan/sakin
resident
bir yerde, bir bakıma
as it were
bir yerde, bir bakıma
sort of
bir yerdeki tüm balıkları avlamak
fish out
bir yerdeki tüm balıkları avlayıp bitirmek/tüketmek
fish out
bir yerdeki tüm sohbetlerin konusu olan kimse/şey
talk of a place
bir yerden başka bir yere
From pillar to post
bir yerden başka bir yere taşıma veya götürme
transfer
bir yerden bir yere gitmek için aşılan uzaklık
road
bir yerden çekip gitmek
hot foot it out of somewhere
bir yerden çıkarılıp başka bir yere dikilmeye elverişli olmak (bitki)
transplant
bir yerden devam etmek/ilerlemek
proceed from
Bir yerden hareket etmek,sefere başlamak.
SET SAIL
bir yerden sonra soğumak
go cold at one point
bir yerden tahliye edilen kimse
evacuee
bir yerden yola devam etmek
proceed from
BİR YERE
ANYWHERE
BİR YERE
SOMEWHERE
BİR YERE ADINI VEREN KİMSE
EPONYM
bir yere asılmak için yazılmış yazı
plate
bir yere çıkmaya veya bir yerden inmeye yarayan basamaklar dizisi
ladder
bir yere devamlı yaşamak amacıyla gelmek
come to stay
bir yere gidişi ve oradan dönüşü kapsayan bilet
return ticket
Bir yere giren veya bir yerden çıkan sızmayı önlemek,tecrit ve bunu sağlayan tecrit maddesi.
INSULATION
bir yere kadar
up to some extend
bir yere kadar
so far
bir yere kadar gidiyorum anlamında söylenen bir söz
go to see a man about a dog
bir yere kadar gidiyorum geri döneceğim
i’m going somewhere i’ll be back
bir yere kalıcı olarak park edilen ve konut olarak kullanılan büyük karavan
mobile home
bir yere kapağı atmak
sink one’s teeth into
bir yere lop diye oturmak
plop oneself down on
bir yere lop diye oturmak
plump oneself down on
bir yere sahip olma
ubication
bir yere sahip olma durumu
whereness
bir yere sahip olma durumu
ubeity
bir yere sap gibi gitmek
go stag
bir yere sık gitme
frequentation
bir yere sık sık giden kimse, müdavim
frequenter
bir yere sıkıştırılan (kumaş gibi) malzeme
tuck–in
Bir yere yanaşmak yada bir yeri dönmek için az dümen açısı ile büyük daire çizerek seyretmek,yol almak,hareket etmek.Harmanlamak.
TURN A SHIP LONG ROUND
bir yere yeni gelen kimse
newcome
bir yere yeni gelen veya varan şey
newcome
bir yere yeni varan kimse
newcome
bir yerel bölge içinde ve civarında işleyen ulaşım seferi
local service
bir yeri belirli bir faaliyet için ayırma
zoning
bir yerin (ilk) yerlisi
autochthon
bir yerin eşrafından olan biri
a pillar of society
bir yerin havası, ortam, çevre
ambience
bir yerin yerlisi
autochthon
bir yerin yerlisi veya orada yerleşik olan kimse
denizen
bir yerin yerlisi, Avustralya yerlisi
aborigine