Meaning of
"D"
in english language
Turkish to English
English to Turkish
Turkish
English
dünya yıkılsa/kıyamet kopsa bile
(come) hell or high water
Demir amonyum sülfat
(FeAl2O4)Iron ammonium sulphate
Demir curufu
(FeCr2O4) Iron cinder
durakta inecek var
(on) somewhere available please
dün yediğin hurmalar, gün gelir seni tırmalar
(one’s) chickens come home to roost
dün yediğin hurmalar, gün gelir seni tırmalar
(your/the) chickens come home to roost
Dikkat eder, kaydeder
…notes
diye biraz korktum
1 was half afraid that
Demirleneceği zaman demirin loçadan çıkarılıp deniz seviyesine kadar salya edilmesi
A COCKBILL
daha iyi bir açı
a better angle
daha alt sınıftan seks partneri
a bit of rough
Dişli rakor- Cıvatalı bağlantı
A bolted joint
distopik yeni dünya (ironik)
a brave new world
distopik yeni dünya düzeni (ironik)
a brave new world
Daha önce verilmiş bir mahkeme kararı
A court precedent
Diafram
A diaphragm
demlemelik az miktarda çay
a drawing of tea
devede kulak
a drop in the bucket
Devede kulak
A drop in the ocean
dostun iyisi iyi günde değil zor günde belli olur
a false friend and a shadow stay only while the sun shines
doğum sırasında babanın elinden ancak bu kadarı gelir
a father can only do so much at the birth
dan bazıları, den birkaçı
A few of
den birkaçı
a few of
dünyada bir ilk
a first in the world
daha ziyade
a fortiori
dünya çapında bir yetenek
a global talent
dünya cenneti
a heaven on earth
dünya kadar (bir şey)
a hundred and one (something)
DERYA
A LARGE BODY OF WATER
Düz yol
A level road
Disk şeklinde aerosoller ve kimyasallar
Aerosols and chemicals in disc form
Duyma; Duyarlık
Aesthesia
dizge tasarımı için estetik
aesthetics for system design
duygulanım
afection
değiştirmek
affect
DOKUNMAK
AFFECT
DÜŞKÜN
AFFECTED
DÜŞKÜNLÜK
AFFECTION
DOKUNAKLI
AFFECTIVE
DUYGUSAL
AFFECTIVE
DUYGULANMA
AFFECTIVITY
derinden etkileyici, dokunaklı
affecting
dokunaklı bir şekilde
affectingly
dokunaklı
affective
duygu tabanlı bilişim
affective computing
duygusal düzensizlik
affective disorder
Denge kaybı
Affects the balance
DÜNÜRLÜK
AFFINITY
DOĞRULAMAK
AFFIRM
DOĞRULAMA
AFFIRMATION
DOĞRULAYICI
AFFIRMATIVE
dünürlük
affinity
demek
affirm
doğrula
affirm
doğrulamak, bildirmek, tekrarlamak, tekrar söylemek
affirm
doğrulama
affirmation
doğrulama, onay, ifade, bildirme
affirmation
DERTLİ
AFFLICTED
DERT
AFFLICTION
düşük maliyetli, ekonomik, uğraşılır, satın alınabilir
Affordable
DALAŞ
AFFRAY
DÖVÜŞ
AFFRAY
deniz yoluyla mal taşımasında taraf
affreighter
dökme
affusion
dökme, dökülme
affusion
dökülme
affusion
DENİZDE
AFLOAT
Daima yüzer hakde.
AFLOAT ALWAYS
daha önce
afore
daha önce, daha önceki
afore
daha önce söylenen
aforecited
daha önce/yukarıda bahsedilen/verilen/sözü edilen
aforecited
daha önce belirtilen
aforegoing
daha önce anlatılan
aforementioned
daha önce belirtilen
aforementioned
daha önce belirtilen
afore-mentioned
daha önce belirtilen
aforesaid
daha önce söylenilen
aforesaid
daha önce söylenilen, adı geçen
aforesaid
DÜŞÜNÜLMÜŞ
AFORETHOUGHT
den korkmuş
afraid of
daha sonra
after
den sonra
after
dilediği gibi
After his own heart
değişiklik sonrası kopya
after image
Düşünüp taşındıktan sonra
After mature consideration
daha sonra
after that
döleşi
afterbirth
daha sonradan ortaya çıkan etki
aftereffect
değişiklik sonrası kopya
after-image
daha sonra bahsedilen
after-mentioned
Doğum sonrası ağrıları (tıp)
Afterpains
doğum sonrası sancılar
afterpains
daha sonra
afterwards
DEFALARCA
AGAIN AND AGAIN
DAYALI
AGAINST
diğer açıdan
again
diğer bir taraftan
again
diğer taraftan
again
diğer yandan
again
doğaya aykırı
against nature
doğasına aykırı
against the grain
Deniz yosunu jelatini
Agar-agar
Damarlı çömlek
Agate ware
DEVİR
AGE
DİSTRİBÜTÖR
AGENT
değişim öznesi
agent of change
Dolomit, aglomera edilmiş (katranlı dolomit dahil)
Agglomerated dolomite (including tarred dolomite)
darıltmak
aggravate
DERTLİ
AGGRIEVED
dehşet içinde
aghast
DONAKALMIŞ
AGHAST
donakalmış, şaşırmış, çok korkmuş, dehşet içinde
aghast
değişime karşı çıkan
aginner
Doğal sapmasız noktaların birleştirilmesinden oluşan çizgi.
AGONIC LINE
diğer dil bilgisi özellikleriyle uyumlu olmak
agree (with something) (in something)
Dağ tarımı
Agriculture of mountain
Dalak şişmesi (sıtma)
Ague cake
DESTEK
AID
DOĞRULTMAK
AIM
DOLAŞMAK
AIR ONESELF
DURGUN
AIRLESS
Diplomatik muhtıra
Aide memoire
değil
ain’t
doğru değil mi?
ain’t it the truth?
delikli tuğla
air brick
delici havalı çekiç
air drilling hammer
denizdeki kimseyi havadan kurtarma
air sea rescue
Damıtık İskandinavya içkisi
Akvavit
Dişe gelecek şekilde haşlanmış
Al dente
DEHŞET
ALARM
de olsa, ragmen, gerçi, her ne kadar, ise de, fakat, yine
Albeit
doğuştan renk maddesi eksikliği
albinism
duvarda oyuk
alcove
devam eden
alday
damıtıcı
alembic
dikkatli, tetik, uyanık, tehlikeye karşı uyarı, alarm işareti, alarma geçmek, hazır olmak, uyarmak, ikaz etmek
alert
deniz yosunu
alga
deniz yosunları
algae
Deniz yosunu.
ALGAE
deniz yosununa ait
algal
DİĞER ADIYLE
ALIAS
DEVREDİLEBİLİR
ALIENABLE
DEVRETMEK
ALIENATE
DENGESİZLİK
ALIENATION
DEVİR
ALIENATION
DEVRETME
ALIENATION
DİZİLMEK
ALIGN
DİZMEK
ALIGN
DİZME
ALIGNING