Meaning of
"B"
in english language
Turkish to English
English to Turkish
Turkish
English
bakımsız ama kullanılabilir durumda
(a little/bit) rough around the edge
Bayerit
(Al) Bayerite
ben geyim/homoseksüelim diye bağıran
(as) gay as pink ink
ben nereden bileyim?
(don’t ask me,) I just work here
Bose parçacığı (fiz.)
(H2) Bose particle
bunun için sana teşekkür edeceğini sanıyorsan yanılıyorsun
(he, she) won’t thank you for (something)
ben olsam (bir şeyi) yapmazdım
(I) wouldn’t (do something) if I were you
bir sıkıntın mı var?
(is) life getting you down?
bir sıkıntın var mı?
(is) life getting you down?
ben her şeye uyarım
(it) makes me no never mind
ben de seni gördüğüme memnun oldum
(it’s) nice to see you, too
ben de seni gördüğüme sevindim
(it’s) nice to see you, too
ben size uyarım
(just) as you wish (uk)
bir o kadar da yerin altında var
(someone) hasn’t seen nothing yet
ben yapmadım miki yaptı
(someone) started it
bana öyle olmadığını söyle
(tell me) it isn’t so
bu noktaya kadar
(up) until this point
bil bakalım, (dolapta) ne var
(well) what do you know
bire bir, teke tek
1v1 1vs1
belirli bir tür veya nitelikteki
a
bir
a
bir,bir
a
bir baş soğan tüm kazanı kokutur
a bad apple spoils the (whole) barrel
bir parça
a bar of
bir parti kitap
a batch of books
BİR PARÇA
A BIT
BİRAZ
A BIT
BİR PARÇA
A BIT OF A
büyük marifet
a big deal
bir parça
a bit
biraz
a bit
bir parça fazla
a bit much
bir son dakika gelişmesi
a breaking news
By pas borusu
A by-pass tube
bir parça göre
a cake of
bir işi yapmak için gereken heves
a can–do attitude
bir işi yapmak için gösterilen gayret
a can–do attitude
bakan göze yasak olmaz
a cat may look at a king
bir dereceye kadar
a certain extent
belli zaman periyodu
a certain time of period
belli zaman periyodu
a certain time period
büyük bir çoğunluk
a clear majority
Bir diş sarımsak
A clove of garlic
Bir kahve
A coffee
büyük, pahalı bol resimli kitap
a coffee table book
büyük bir miktar
a considerable amount
bir karşı atak şansı
a counterattack chance
bir fincan
a cup of
bir gün sonra
a day later
BEŞ PARA ETMEZ
A DIME A DOZEN
bambaşka bir konu
a different matter
bir damla
a drop of
BİR HAYLİ
A FAIR SUM
bir miktar
a fair amount
bir hayli
a fair sum
başta umut veren ama sonra hayal kırıklığı yaratan bir şey/durum
a false dawn
bir hayli
A far amount
Bir miktar
A far amount
büyük fark
A far cry
bir baba doğum sırasında ancak bu kadarını yapabilir
a father can only do so much at the birth
bayan hasta
a female patient
bir kaç
a few
birkaç
a few
Birkaç gün
A few days
birkaç gün önce
a few days ago
birkaç saat önce
a few hours ago
birkaç saat sonra
a few hours later
birkaç dakika önce
a few minutes ago
birkaç ay önce
a few months ago
bir kaç tane daha
a few more
birkaçımız sizi yemeğe çıkarmak istiyoruz
a few of us would like to take you to dinner
Bir kaç bin
A few thousand
birkaç hafta önce
a few weeks ago
Bir kaç yıl sonra
A few years after
birkaç yıl sonra
a few years after
birkaç yıl önce
a few years ago
birkaç yıl önce
a few years back
birkaç yıl sonra
a few years later
bir son dakika gelişmesi
a flash news
bir dostumuz
a friend of ours
Bir Bardak Su
A Glass of Water
bir ümit ışığı
a gleam of hope
bir çok
A good deal
bir hayli
A good deal
bir damla
a good deal of
BİRÇOK
A GOOD FEW
Birçok; hayli kalabalık
A good few
Bir nebze anlayış
A grain of common sense
BİR HAYLİ
A GREAT DEAL
büyük zaman kaybı
a great loss of time
BİR SÜRÜ
A GREAT NUMBER OF
BÜYÜK ŞANS
A GREAT OCCASION
büyük şans
a great occasion
büyük zaman kaybı
a great waste of time
bir grup
a group of
büyüyen gelişen bir türkiye
a growing and developing turkey
bir avuç insan
a handful of people
bambaşka bir konu
a horse of another color
başka bir konu
a horse of another color
bambaşka bir konu
a horse of another colour
başka bir konu
a horse of another colour
büyük bir başarı
a howling success
bir kilo muz
a kilo of bananas
bir çeşit
a kind of
büyük para
a king’s ransom
beyaz sosta pismis
a la king
Büyük bir araba
A large car
bir son dakika gelişmesi
a last minute development
büyük bir etki
a lasting impression
BİR PARÇA
A LITTLE
BİRAZ
A LITTLE
birebir çeviri
a literal translation
birebir tercüme
a literal translation
biraz
a little
bana kuşlar söyledi
a little bird told me
Bir parça, azıcık
A little bit
balon pilotu
aeronaut
BALON
AEROSTAT
Bakır küfü
Aeruga
BOZMAK
AFFECT
bilmezlikten gelmek
affect ignorance
bakıma alınması gereken bir makine üzerinde veya bu cihazın yanında çalışan görevli
affected employee
BEYANNAME
AFFIDAVIT
BAĞLAMAK
AFFILIATE
BAĞLI ŞİRKET
AFFILIATE
BİRLEŞMEK
AFFILIATE
BAĞLI
AFFILIATED
BAĞLI ŞİRKET
AFFILIATED COMPANY
BAĞLAMA
AFFILIATION
BAĞLANMA
AFFILIATION
BİRLEŞTİRME
AFFILIATION
BENZERLİK
AFFINITY
BENZEŞME
AFFINITY
BEYAN ETMEK
AFFIRM
BİLDİRMEK
AFFIRM
BASMAK (DAMGA)
AFFIX
bağlı unsur, ortaklık
affiliate
birleştir
affiliate
Bağlı üye
Affiliate member
bağlı
affiliated
bağlı şirket
affiliated company
Bağlı işletme
Affiliated enterprise
bağlayan, ilişkilendiren, ekleyen
Affiliating
Babalık kararı
Affiliation order
benzeşik
affine
benzeşik özellik
affine property
benzeşik dönüşüm
affine transformation
benzer taraf
affinity
benzeşme
affinity
benzeşme çözümleme
affinity analysis